WARSAN SHIRE ŞİİRLERİ / Çeviren: İsmail Haydar Aksoy  

  • Paylaş:
post-title

WARSAN SHIRE ŞİİRLERİ

Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

 

ÜLKE

Ülke eğer bir köpekbalığı ağzı değilse

terk etmez ülkesini hiç kimse.

Koşarsın sınıra ulaşmak için, sadece

bütün şehrin sınıra koştuğunu gördüğünde.

 

Komşuların senden hızlı koşmakta,

gırtlaklarındaki nefes lekelenmiş kanla.

Birlikte okula gittiğin o oğlan var ya,

hani o eski kalay fabrikası arkasında

öpüşüyle döndürmüştü başını,

boyundan büyük bir tüfek taşıyor şimdi.

Ülken sana kalman için izin vermediğinde,

işte o zaman terk edersin ülkeni sadece.

 

Ülke kovalamadığı müddetçe,

terk etmez ülkesini hiç kimse.

Ateş vardır ayaklar altında

ve sıcak kan karnında;

yapmayı düşündüğün bir şey değildir bu,

ta ki dumanı tüten o süngü tehdit edene kadar enseni

ve o zaman bile taşıyıp durmuştun hatta

milli marşı nefesinin altında

bir havaalanı tuvaletinde pasaportunu parçalara ayırırken;

ve her bir ağız dolusu kağıdı hıçkırarak yutarken

artık geriye dönemeyeceğini apaçık anlarsın.

 

Anlamak zorundasın:

karadan daha güvenli olmadığı müddetçe,

çocuklarını bir bota bindirmez hiç kimse.

Avuç içlerini trenlerin altında

vagonların altında

yakmaz hiç kimse.

Gazete yiyerek günler ve geceler geçirmez hiç kimse

bir kamyonun karnında, kat edilen kilometreler

yolculuktan daha fazla anlam taşımadığı müddetçe.

Hiç kimse parmaklıkların altından sürünmek istemez;

hiç kimse dövülmek istemez;

kendisine acınmasını kimse istemez.

 

Hiç kimse mülteci kamplarını tercih etmez

veya beden acı içinde kıvranırken

üstünün çırılçıplak aranılmasını kimse istemez;

veya istemez hapsedilmeyi hiç kimse,

fakat yanan bir şehre oranla

daha güvenlidir bir hapishane.

Ve gecede hapishanedeki bir gardiyan

daha iyidir babana benzeyen

bir kamyon dolusu erkekten.

Hiç kimse kabul edemez bunu.

Hiç kimsenin midesi kaldırmaz bunu.

Hiç kimsenin derisi o kadar kalın değil.

 

Bütün o söylemler:

siyahlar, mülteciler

ülkenize gidin;

pis göçmenler;

sığınmacılar

ülkemizin iliğini emiyorlar;

ellerini açmış zenciler;

garip kokuyorlar;

vahşiler;

kendi ülkelerini mahvettiler ve şimdi istiyorlar ki

bizim ülkemizi mahvetsinler.

Nasıl oluyor da sırtında döneniyorken

o sözcükler, o kirli bakışlar

katlanılıyor bunlara?

Belki bunun nedeni bir tokadın daha yumuşak olmasıdır

kopan bir kola veya bir bacağa oranla.

 

Veya o sözcükler daha yumuşaktır

bacaklarının arasındaki

on dört erkeğe oranla;

veya hakaretleri yutmak

daha kolaydır

harabeye dönmeye oranla…

kemiklerinin kırılmasına oranla…

çocuğunun bedeninin parçalara ayrılmasına oranla…

Ülkeme dönmek istiyorum;

fakat ülkem bir köpekbalığının ağzıdır.

Ülkem bir tüfeğin namlusudur.

Ve ülke denize kadar kovalamadığı müddetçe

terk etmek istemez ülkesini hiç kimse.

Şunları demedikçe sana ülken: Adımlarını hızlandır;

elbiselerini ardında bırak;

çöllerde sürün dur;

bata çıka git okyanuslardan;

boğul;

kurtul;

aç kal;

dilen;

gururunu unut;

hayatta kalman daha önemli.

 

Hiç kimse terk etmez ülkesini ta ki ülke yorgun sesiyle

Şunları diyene dek sana:

Terk et beni.

Kaç benden şimdi.

Ne hale geldiğimi bilmiyorum şimdi.

Fakat biliyorum ki herhangi bir yer

benden daha güvenlidir.

 

………………………………………………………………..

EV

-I-

Bütün kadınların içinde kapalı odalar vardır, diyor annem: arzudan mutfak,

kederden yatak odası, ilgisizlikten banyo.

Bazen anahtarlarıyla gelir erkekler,

ve bazen gelir erkekler çekiçleriyle. 

-II-

Nin soo joog laga waayo, soo jiifso aa laga helaa, (*)

Dur dedim O’na, Hayır dedim O’na, fakat dinlemedi o adam. 

-III-

Belki bir planı vardır kadının; belki kendisinin yapmak için geri alır adamı,

buz dolu bir küvette birkaç saat sonra uyanması için adamın

kuru bir ağızla, aşağı doğru bakarken kendisinin yeni ve şık yöntemine.

-IV-

Bedenimi gösteriyorum parmağımla ve diyorum ki:

Ah, bu eski şey mi? Yeni giyindim bunu üstüme.

-V-

Bunu yiyecek misin? diye soruyorum anneme, parmağımla gösteriyorum yemek masasında uzanan ve ağzında kırmızı bir elma doldurulmuş olan babamı.

-VI-

Vücudum ne kadar büyük olursa, o denli daha fazla kapalı oda var onda, ve o denli daha çok erkek gelir anahtarlarıyla. Anahtarı o kadar da içeri sokmamıştı Anwar; hâlâ düşünüyorum içimde acaba ne açabilirdi diye. Basil gelmişti ve üç yıl kapı önünde duraksayıp durmuştu. Mavi gözlü Johnny, başka kadınlarda da kullandığı bir çanta dolusu alet edevatla gelmişti: bir saç tokası, bir şişe çamaşır suyu, bir sustalı bıçak ve bir kavanoz vazelin. Tanrı’nın ismini bağırmıştı Yusuf anahtar deliği arasından ve hiç kimse cevap vermemişti. Bazıları yalvarmıştı; bazıları bedenimin yan tarafına bir pencere bulmak için tırmanmıştı; bazıları yolda olduklarını söylemişlerdi ve gelmemişlerdi.

-VII-

Dokunulduğun yerleri oyuncak bebek üstünde göster bize, dediler.

Dedim ki onlara, Oyuncak bir bebeğe benzemiyorum ben, bir eve benziyorum.

Dediler ki bana, Evin üstünde göster bize.

 

İşte böyle: İki parmak reçel kavanozunda.

İşte böyle: bir dirsek banyo suyunda.

İşte böyle: bir el çekmecede.

-VIII-

Sana şunu söylemeliyim ki, dokuz yıl önce ilk âşık olduğum çocuk sol göğsümün altında bir kapak bulmuştu, oradan aşağı düşmüştü ve o tarihten bu yana ortada görülmedi. Arada sırada hissediyorum kalçamda sürünen bir şey olduğunu. O çocuk bilincinde olmalı ki, ben O’nu muhtemelen serbest bırakacağım. Umarım ki o çocuk, kibar anneleri olan taşradan gelmiş iki kayıp çocukla toslaşmamıştır. Çok kötü şeyler yapmıştı o iki çocuk ve saçlarımın labirentinde kaybolmuşlardı. Yeterince iyi davranmıştım onlara, bir dilim ekmek ve eğer şanslıysalar bir parça meyve. Mavi gözlü Johnny hariç… saç örgülerimi aralamıştı ve emekleyerek içeri girmişti. Aptal oğlan… korkularımın mahzeninde zincirlendi ve müzik çalmıştım oradan söküp atmak için.

-IX-

Tak tak kapı.

Kim var orada?

Hiç kimse.

-X-

Eğlence partilerinde parmağımla vücudumu gösterip diyorum ki “İşte burası aşkın öleceği yer. Hoş geldiniz; içeri geçin; kendinizi evinizde hissedin.” Herkes gülüyor; benim şaka yaptığımı sanıyorlar.

 

(*) Çevirenin notu: Şiirin orijinalinde Somali dilinde yer alıyor bu dize. “Burada hiç erkek yok; uzanacak yer yok burada” anlamına geliyor.

 

Warsan Shire

1 Ağustos 1988 tarihinde (Somalili bir ailenin çocuğu olarak Kenya’da) doğmuş İngiliz şair, editör ve öğretmendir. 2011 yılında “Teaching My Mom How To Give Birth” (“Anneme Nasıl Doğuracağını Öğretmek”) adlı şiir kitapçığıyla yayın hayatına atıldı. Şiirleri şimdiden aralarında İtalyanca, Portekizce, Danca, İspanyolca, İsveç dili ve Estonya dili gibi dillere çevrilmiş bulunmaktadır.

 

 

Resimler
E-Bülten

Bültenimize abone olun ve en yeni güncellemelerimizi doğrudan gelen kutunuza alın.

Yorum Bırakın